Ali Kemal Kol

Ali Kemal Kol

[email protected]

Her Sokak Başında Çocukluğumu Arıyorum

23 Ocak 2021 - 16:13

Dünya dönüyor ve dönükçe mevsim yaprakları da bir bir değişiyor. 

İnsanoğlu özlem duygusu ile yaşayan bir canlı varlıktır. Benim de bu özlemler içerisinde en büyük özlemim dilimden düşüremediğim doksanlara ait aslında. 

Çocukluğunu doksanlarda yaşamış biri olarak kendimi her zaman şanslı hissetmişimdir.  

Özellikle bu koronalı günlerde birçok arkadaşımız ile fiziken görüşemesek de telefon trafiğimiz oldukça yoğun. Doğal olarak güncel paylaşımlarımız olmadığı için hep geçmişi yâd ediyoruz. 

O dönemin çocukluğu ve gençliği gerçekten paha biçilemezdi. 

İmkânları şimdiyle kıyaslamak elbette mümkün değil, teknoloji neredeyse yok denilebilecek kadar azdı. Ama şimdiye oranla o kadar çok şey fazlaydı ki ne yazık ki bunu şimdi anlayabiliyoruz. 

En önemli duyguya sahiptik, SAMİMİYET! 

Sokakta büyüyen, sokak oyunları ile kendini geliştiren bir nesildi doksanlar kuşağı.  

Şimdiki çocuklar kapının önüne dahi çıkamazken, bizler 9-10 yaşlarımız da başka mahalleler de arkadaşlara sahip, onlarla sosyalleşebilme imkânlarımız vardı. 

Hatırlarım an be an o günlerimi Osmangazi ilkokulunda okurken, İnönü ilköğretim okulunda birçok arkadaşım vardı. Okul bahçelerinde maçlar yapar, maç sonrası yeni tanıştığımız arkadaşlarımızın evlerine bile yemek yemeye giderdik. 

Okuduğumuz için öğlenci sabahçı faktörleri vardı, birçok arkadaşımız ile aynı saatte gidip gelmeyi isteyen nesillerdik. Bir birimizi göremediğimiz gün sayısının olduğuna inanmıyorum. 

Şimdilerde ise her sokağın başında çocukluğumu arıyorum. 

Bilirim her sokağın başında oynanan oyunları, erkeklerde misket, sporcu, taso, kızlarda bezlerden yapılmış bebekler, ip atlamalar ve çok daha fazlası. 

Şimdi görmek mümkün değil o tabi o vb şeyleri. Teknoloji gelişti, her çocukta tablet, telefon ama hala memnun değiller. Sosyallik ise sıfır! 

Aynı apartman da bir birini tanımayan onlarca komşu, bir birini görüp selam vermeyenler.  

Gelen her neslin bu kadar kötü olması bizlerin ise doksanları bu kadar anmasının elbette birçok sebebi var. Ama benim bu sebeplerden üzerinde durmak istediğim konulardan biri de samimiyet duygusu. Bizler çocukluğumuzda konuşkandık, arkadaş edinebilme süremiz çok çabuktu. Özellikle mahalleye birisi yeni taşınıyorsa o çocuk yaşımıza boyumuza bakmaz hemen gider el atardık eşya taşımaya. Şimdi bunu nakliye işleri yapıyor. 

Komşunun kapısını zamansızca çalabilir, içeri girer girmez hemen komşu çocuğunla oynardık. Bir ıslık ile sokakta toplanıp oyunlar oynar, çamur içinde bile eğlenirdik. 

Şimdiki çocuklar ve gençler kafasını elindeki cihazlardan kaldırmaz duruma gelmiş ve yalnızlık ile günden güne büyüyorlar. 

Doksanları neden özlemeyelim ki? 

Kaç sebep sayayım bunun için? Müzikleri bile bir başkaydı ki hala kulaklarımızda en güzel melodileri ile dinler dururuz.  

Gerçekten neydi doksanların büyüsü, nasıl bir özlem duygusu yaratmış ki bizde herkesin dilinde bir doksanlardır gidiyor. Özlem duygusu varsa insanoğlunda emin olun ki en büyüğü o dönemlere aittir. Şimdi insanlar bir birleriyle yarış halinde, herkes sosyal medyadan bir birine imalı sözler ile bir şeyler anlatma çabasında.  

Oysa unuttuğumuz şeyler arasında en önemlisi hayatın ne denli kısa olduğudur. Geçip giden zaman diliminde kaybettiğimiz o kadar çok şey varken bizler hala bir yarış halinde bu döngü içinde arta kalan zamanımızı yitirip gidiyoruz. 

Şimdi herkeste her şey fazlasıyla var, (araba, ev, kıyafet, teknoloji vs) ama eksik olan bir şey var ki asıl ona ihtiyacımız var… 

SAMİMİYET!