Osman Akyol

Osman Akyol

[email protected]

KURAN, TANRI KELAMI MI?

05 Mayıs 2021 - 10:36

“Kuran, Tanrı kelamı mı?”
Yüzyıllardır tartışılan bu kilit sorunun cevabı, sanılanın aksine dışarıda değil yine Kuran’ın kendisinde gizli.
Dilerseniz şimdi Kuran’ın, Muhammed’in sözleri/sanrıları olup olmadığı gerçeğinin izini yine Kuran’da sürelim. 
Kuran ( ya da Kuranın Tanrısı); insana özgü bir acizlik ifadesi olarak, tıpkı bir insan gibi, rakiplerini tehdit etmektedir. 
Örneğin kendisi için, “eskilerin masalları” diyen Nadr bin Haris’i şöyle tehdit eder:
 
“Kendisine ayetlerimiz okunduğunda eskilerin masalları der; yakında onun burnuna damga vuracağız.”  (Kelam Suresi, Ayet: 15-16)

Hatta tehdit etmekle kalmaz; kendisinden farklı düşünenlere kızar, sinirlenir, hakaret eder ve aşağılar. Buyurun cenaze namazına…

“Kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.” (Bakara Suresi, Ayet: 171)

“Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçoğunu cehennem için yaratmışızdır. Onların kâlpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da sapıktırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (Araf Suresi, Ayet: 179)


“Yoksa sen, onların çoğunun gerçekten (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Hayır, onlar hayvanlar gibidir, hatta onlar yolca daha da sapıktırlar.” (Furkan Suresi, Ayet: 44)


“Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, (biliniz ki) Allah dilerse sizi kendi lütfundan zengin edecektir. Şüphesiz Allah iyi bilendir, hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi, Ayet: 44)
    
Dikkat! Müslüman olmayan insanlar, “pislik” olarak etiketlenmiş. Fazla söze gerek yok, bunu söyleyen Tanrı olamaz!

“İçinizden cumartesi günü-Yahudiler kastediliyor-azgınlık edip de, bu yüzden kendilerine: “Aşağılık maymunlar olun!” dediklerimizi elbette bilmektesiniz.” (Bakara Suresi, Ayet: 65)


“De ki: Allah katında yeri bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? Allah'ın
 lânetlediği ve gazap ettiği; aralarından maymunlar, domuzlar ve tağuta tapanlar çıkardığı kimseler. İşte bunlar, yeri (durumu) daha kötü olan ve doğru yoldan daha ziyade sapmış bulunanlardır.” (Maide Suresi, Ayet: 60)

           
Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların durumu, kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayanların durumu ne kötüdür. Allah, zalim toplumu doğru yola iletmez.” (Cuma Suresi, Ayet: 5)


“Dileseydik elbette onu bu ayetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki düşünürler.” (Araf Suresi, Ayet: 176)

Kuranda bahsi geçen geçen peygamber kıssalarının (hikâyelerinin) pek çoğu, özellikle Sümerlerin Gılgamış destanı başta olmak üzere, eski mitlerin ve halk destanlarının tıpatıp aynısı. Burada şu akla geliyor: Pekâla Muhammed, bu hikayeleri bize anlatıyor olabilir (“Nuh Tufanı” hikayesi, Sümerlerin “Gılgamış” destanının aynısı).
 
“Kuran’daki pek çok hikâyenin izleri Sümer, Mısır, Yahudi ve Hıristiyan kaynaklarında sürülebilir.”
                        Hasan Aydın, “Zorunlu Din Dersi”, Bilim ve Ütopya Dergisi, Mayıs 2003
   
Kimi İslam âlimleri tarafından; Muhammed’in, peygamberlik iddiasından önce-biraz da Kuran’ın Tanrı kelamı olduğunu kanıtlamak için olsa gerek-cahil ve bilgisiz olduğu tezi ileri sürülür, ancak bu doğru değildir.
Siyer (Muhammed’in hayatı) kaynaklarına göre Muhammed, peygamberlik iddiasından önce Mekke’de, ticaretle uğraşan “Yaiş” adlı Hıristiyan bir köleyle sık sık görüşürdü.
Yine aynı kaynaklarda; Muhammed’in, Mekke’de “Cebra” ve “Yessar” adlarında, Tevrat ve İncil okuyan kılıç ustası iki gençle görüştüğü anlatılır.
Muhammed’in, yirmili yaşlardayken ticaret kervanlarıyla Şam’a gittiğinde, “Rahip Bahire” ile görüştüğünü ve dostluk kurduğunu bilmeyen yok gibidir. Hatta İslami kaynaklarda; Rahip Bahire’nin, Muhammed’in içinde bulunduğu kervanın üzerinde dolaşan bulutu görüp, Muhammed’in “beklenen son peygamber” olduğunu yakın çevresine söylediği anlatılır.
Kuran, çelişkilerle dolu bir kutsal kitaptır. Kuran’ın Tanrı kelamı olduğunu iddia etmek, bu çelişkileri Tanrı’ya izafe etmek demektir. 
İşte birkaç örnek…
Kuran; Zilzal suresi 7 ve 8. ayetlerde, “Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (öteki dünyada) görür. Kim de zerre miktarı şer (kötülük) işlemisse onu da görür.” diyerek, Marx’ın işaret ettiği gibi ezilen sosyal sınıfları uyuşturma görevini yerine getirirken bu görevini başka ayetlerde unutur.

“Bugün size temiz ve iyi şeyler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin (Yahudi ve Hıristiyanların) yiyeceği size helaldir, sizin yiyeceğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan iffetli olanlar ile daha önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz şartıyla; namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helaldir. Kim (İslami hükümlere) inanmayı kabul etmezse onun ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de ziyana uğrayanlardandır.” (Maide Suresi, Ayet: 5


“Halbûki ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar, yapmakta oldukları amellerden başka bir şey için mi cezalandırılırlar?” (Araf Suresi, Ayet147

“İşte onlar, Rabblerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir ki, biz onlar için kıyamet gününde hiçbir ölçü tutmayacağız.” (Maide Suresi, Ayet: 105


“İnkâr edenlerin ve Allah yolundan alıkoyanların işlerini Allah boşa çıkarmıştır.” (Muhammed Suresi, Ayet:1)

“İnkâr edenlere gelince, onların hakkı yıkımdır. Allah, onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.” (Muhammed Suresi, Ayet: 8)


“İnkâr edenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine doğru yol belli olduktan sonra Peygamber’e karşı gelenler, Allah’a hiçbir zarar veremezler. Allah onların yaptıklarını boşa çıkaracaktır.” (Muhammed Suresi, Ayet: 32)

Kuran Bakara suresi 256. ayette “dinde zorlama yoktur” diyerek laik bir tutum sergilerken başka pek çok ayette bunun tam tersi bir tutum içine girer.

Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde kim tağutu (putları) reddedip Allah’a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmış sayılır.” (Bakara Suresi, Ayet: 256)

Fitne ortadan kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! (İnkâra) son verirlerse şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını çok iyi görür.” (Enfal Suresi, Ayet: 39)
      
Salih amel işleyen Yahudi ve Hristiyanların cennete gireceğini müjdeleyen Bakara suresi 62. ayetiyle; Beyyine suresi 6. ayeti ve Al-i İmran suresi 19. ve 85. ayetleri çelişmektedir.

“Şüphesiz iman edenler; Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve Sabilerden de Allah’a ve ahiret gününe inanıp salih amel işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır. Onlar için herhangi bir korku yoktur, onlar üzüntü çekmeyeceklerdir.” (Bakara Suresi, Ayet: 62)

Ehl-i kitap ve müşriklerden olan inkârcılar, içinde ebedi olarak kalacakları cehennem ateşindedirler. İşte halkın en şerlileri onlardır.” (Beyine Suresi, Ayet: 6)

Allah nezdinde hak din İslam’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki, Allah’ın hesabı çok açıktır.” (Al-i İmran Suresi, Ayet: 19)

“Kim, İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al-i İmran Suresi, Ayet: 85) 
      
Kuran’daki çelişkiler, döneminin aydınlarının gözünden kaçmamış ve onlar da tepkilerini ortaya koymuşlardır.
Bu tepkiler üzerine Muhammed, Kuran’daki bu çelişkili yargıları ortadan kaldırmak için nasih ( yürürlükten kaldıran ) ve mensuh ( yürürlükten kaldırılan ) ayetler kavramını ortaya atmıştır.
Yalnız burada açıklanması gereken şey, bu ayetlerin asıl sahibi olduğu iddia edilen Tanrı’nın içine düştüğü çelişkili durumun nasıl izah edileceğidir.
Nasih ayetler, geçerliliğini yitiren ve artık toplumun ihtiyaçlarına cevap veremeyen mensuh ayetlerin hükümlerini ortadan kaldırarak onların yerine geçiyor. Parlamenter sistemlerdeki “yasama”yı andıran bu uhrevi süreç, dünyevi bir kurum ya da kişi tarafından izlenmiş olsa, hiçbir itirazımız olamaz, hatta takdir edilir.
Burada tuhaf olan, mutlak bilgili Tanrı’nın doğru olan ayeti önceden kestiremeyip deneme yanılma yoluna gitmiş olmasıdır.

“Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırırsak, mutlaka onun daha iyisini veya benzerini getiririz.” (Bakara Suresi, Ayet: 106)
 
Bu duruma, alkole izin verdiği izlenimi veren fakat sonradan gelen başka bir ayetlerle hükmü kaldırılan, “ Eğer sarhoş iseniz, namaza yaklaşmayınız!” (Nisa Suresi, Ayet: 43) ayetini örnek olarak verebiliriz.
Kuranı sadece çelişkiler üzerinden giderek sorgulamak yanlış olur. Ayrıca bu durum, Kuran’daki başka bir dizi mantık ve kurgu hatasını da görmemizi de engeller.
Kuran’da keyfi bir Tanrı anlayışı vardır.
 
“Tanrı, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir.” (Nahl Suresi, Ayet: 93)

Doğal olarak, Tanrı’sı ilkesiz olan bir dinin fertlerinden de ilkeli tutum beklemek yersiz olur: Demokrasinin nimetlerinden yararlanarak türbana özgürlük isteyenlerin, aynı özgürlüğü düşledikleri şeriat düzeninde türban takmayanlara ve içki içenlere, namaz kılmayanlara vermeyecekleri, çifte standardında olduğu gibi.
Kuran, 14 asır önceki Hicaz bölgesinin Arap kültüründen izler taşır, bu da bizim “Kuran’ın Tanrı kelamı olmadığı” tezimizin en önemli dayanağını oluşturur.
Özellikle Kuran’daki cennet betimlemeleri, dönemin Araplarının sınıf atlayarak erişemeyecekleri ideallerini, arzularını ve beklentilerini yansıtmaktadır.
İslam’ın Tanrı’sı müminlere cennette; “göğüsleri yeni tomurcuklanmış sübyânlar, huriler, gılmanlar (oğlanlar) ve her türden içkiler” vadetmektedir.
Sadece Arap erkeklerinin arzularına hitap eden bir Tanrı da bizim bildiğimiz-evrensel- Tanrı olamaz. Bunları vadeden olsa olsa Muhammed’in ta kendisidir.
Cahiliye dönemi kapalı Arap toplumunda sübyâncılık ve eşcinsel ilişkilerin yaygın olduğu bilindiğine göre, cennet tasvirlerinin kimin hayal mahsülü olduğunu tahmin etmek de zor değildir.
Ayrıca dünyada yasaklanmış olan içkinin ahirette ödül olarak konmuş olması da Tanrı’nın başka bir çelişkisi (!) olsa gerek…
Kuran, kutsal kitap olarak kendi içinde de bir bütünlük arz etmez. Buna birçok örnek verilebilir, ancak “basit ve etkili” bir kitap yazma iddiasında olduğumuz için bir iki örnekle geçiştirelim.
Günümüzde Kuran’ın, “Kuran’ın taklid edilemez” iddiası çürütülmüştür. Dilerseniz önce Kuran’ın bu konudaki restini okuyalım.

“Eğer kulumuza indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer iddianızda doğru iseniz Allah’tan gayri şahitlerinizi (yardımcılarınızı) de çağırın.” (Bakara Suresi, Ayet: 23)

“Yoksa,’Onu (Kuran’ı) kendisi uydurdu’ mu diyorlar? De ki: Eğer doğru iseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi (yardıma) çağırın da siz de onun gibi uydurulmuş on sure getirin. Hud Suresi, Ayet: 13

Kuranın bu restini başta “yalancı” peygamber Müseyleme olmak üzere pek çok kişi gördü. İşte onlardan biri… Hazreti Haksöz…
www.turkish-media.com forum sitesinde kendini “kâfir” olarak tanımlayan “Haksöz” rumuzlu üye; kopyacılar, odun, sex gibi ilginç isimleri olan on sureli uyduruk bir Kuran yazdı.

“De ki: Aranızdan Haksöz denen bir kâfir bu Kuran’ın benzerini yazdı.” (İntikam Suresi, Ayet: 6) 

İşte size uyduruk Kuran’ın “Kopyacılar” suresi…

“İnsanları haksızlıktan koruyan, doğru yola iten Tanrı adına
 

  1. Ya Muhammed, biz seni onlara dürüst ol diye gönderdik.
  2. Onlar sana inanmadılar ama Allah en iyisini bilir.
  3. Ağaçtaki yaprağa, yerdeki toprağa, salkım salkım kiraza, çorbadaki kekiğe andolsun ki sen onlara doğrusunu verdin.
  4. Senden önce de onlara doğruyu verenleri gönderdik. Onlar; yalancı, sahtekâr dediler. Allah, en doğrusunu bilendir.
  5.  Biz Zekeriya’ya da ayetler gönderdik, İbrahim’e büyük varlıklar verdik, İsa’yı kundakta konuşturduk. Doğrusu Allah; merhemetlidir, her şeye kadirdir.
  6. Onlar Allah resulune inanmayanlardır, çareyi başkalarından arayanlardır. Allah onların ne olduklarını iyi bilir, çünkü Allah her şeyi iyi bilendir. Ama onlar yine bildiklerini okur, sana kötü söylerler. Onları cehennem bekler ama onlar bundan gafildir. Bizim senin aracılığınla gönderdiklerimize kötü dediler, bunlar yaramaz dediler, sahte dediler.
  7. Onlar için çok kötü bir yer hazırladık. Onlar orayı bilseler Allah resulune böyle davranmazlardı. Allah, her şeye kadir, insanları doğru yola itendir.
  8. Ey Muhammed, sana yalancı diyorlar, seninle ilişkiye girmesinler diye insanları
    kışkırtıyorlar. Bilmezler ki, onları sonunda büyük bir azap bekliyor. Allah en iyi bekleyendir.”

Ve tefsiri…

“Bizim 3 sokak ileride Pakistanlı Muhammed’in küçük bir bilgisayar aksesuar dükkânı var. Bu Muhammed, kendine vahy geldiğini söylüyor, bayağı inananları da var ama ekmek parası için dükkân çalıştırıyor.
Günün birinde müşterisinin birine ‘Kingston’ marka 512 MB RAM satmış. Sattığı mal arızalı diye müşterisi geri vermek istemiş. Bizim Muhammed hiç oralı olmayınca, müşteri sövüp saymış; Muhammed’e sahtekâr, dolandırıcı diye hakaret etmiş ve RAM’i masaya çarparak gitmiş, başka bir dükkândan başka bir RAM satın almış. Bunun üzerine Allah, Muhammed’e, Allah’ın sözlerine uygun olarak sattığı RAM’i inkâr edenleri ne cezası beklediğini göstermek için, bu sureyi göndermiştir.
İmam Şakşubendi İbn Ram hazretlerinin (Takunyalı Ramcı diye de bilinen) İhyau Ram adlı eserinde şöyle söylemekte:
‘Allah resulü Muhammed sağlam bir RAM sattığı halde ona (haşa) sahtekâr dediler. Surenin 6. ayetinde resule sahtekâr diyenlerin cehennemlik olduğu iması verilmiştir. Ayette geçen ‘gafildir’ sözcüğünden anlaşılmakta ki, eğer onlar cehenneme gideceklerini bilselerdi, RAM’i masaya çarpıp, resule sahtekâr demezlerdi. Resulün, Allah’ın gönderdiği ilham ile sattığı RAM asla (haşa) bozuk olamaz. Çünkü resule bu RAM’i sat diyen bizzat Allah’tır ve Allah asla (haşa) yanılmaz. Allah’ın yanılmazlığına dair delili ise bizzat 4. ayetten anlıyoruz. RAM bozuk diye masaya çarpıp giden kâfir, nasıl kullanılacağını bilmediği bir malı alıp kendi ahmaklığı yüzünden resule çatmaktadır.
Fakat surenin bütününden anlaşılacağı gibi, Allah’ın resule yanlış bir RAM sattıracağı mümkün değildir. Resulün bu müşterisinin, resulü rencide etmek için bu ahlaksızlığı yapmış olduğunu, Allah’ın ayetlerini inkâr eden bir kâfir olduğunu yine surenin bütünündeki ifadelerden anlıyoruz.
Bu hadiseden yola çıkarak satın alınan RAM bozuk denilemez. Gerçi surede adı geçen RAM kesin olarak Allah tarafından resule bizzat gönderilendir ve bugün satılan RAM’lerin hepsi de Allah tarafından gönderilen değildir. Ancak hangi RAM Allah tarafından gönderildi, hangisi gönderilmedi diye ayırt etme olanağımız olmadığından mümin, bilmeyerek günaha girmemesi için, aldığı RAM bozuk olsa da bunu geriye vermemelidir. Çünkü geriye verdiği RAM eğer Allah tarafından doğru olarak gönderilmiş bir RAM ise, mümin günah işlemiş olur ve Allah korusun, cehenneme gider.
RAM, bilgisayar aksesuarı olduğundan, diğer bilgisayar aksesuarı olan fakat hakkında ayetler olmayan parçalar için de aynı hükümler geçerlidir. Bu kanıya İslam alimleri icma yoluyla kıyas yaparak varmışlardır. Çünkü suredeki fiilden daha önemli olan anlama bakmak gerekir. Çünkü resulün masasına RAM bozuk diye çarpan, bunu RAM için değil, resulü rencide etmek için yapmıştır. Her türlü bilgisayar aksesuarını bozuk diye geri vermek her defasında resulü rencide etmek istenen fiili hatırlatacağından, bundan kaçınmalıdır, en iyisi hiçbir söz söylemeden yeni bir aksesuar alınmalıdır. Tabii ki Allah daha iyi bilir.’”

Bakın uyduruk Kuran’ın “odun” suresinde cennet-cehennem nasıl tasvir edilmiş?

“Bizim sözlerimize inanmayanlar füzyon ateşinde yanacaklar, sen füzyon ateşi nedir bilir misin? Onları sonunda cehennem bekliyor. Allah’a inanan müminleri yeşil bahçeler, kilo aldırmayan hamburger ağaçları, kâfir malı olmayan cola, mümin icadı whisky ırmakları bekliyor. Onlardan kanasıya yiyecekler, içecekler, onlara helal kıldığımız 90-60-90’lar hizmet edecekler.” (Odun Suresi, Ayet: 6)

Sex suresinde ise; Hazreti Muhammed’in dokuz yaşındaki Ayşe ve evlatlığı Zeyd İbn Harise’nin karısı Zeyneb’le evliliği; İbrahim peygamberin baba bir ana ayrı kızkardeşi Sara ile evliliği; Davut peygamberin evli bir kadın olan Batşeba’yı sevip kocası Uriah’ı öldürterek ona sahip olması gibi ilginç konular işlenir.
Çelişkili olduğu su götürmez Kuran, bir ayette “kendisinde çelişki olmadığını” söyleyerek ayrıca çelişkiye düşmektedir.

“Hala Kuran üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından indirilmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık (çelişki) bulurlardı. (Nisa Suresi, Ayet: 82)

Kuran; “Peygamber size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa ondan da kaçının.” (Haşr Suresi, Ayet: 7),  “O, hevasından (kendi arzusundan) konuşmaz” (Necm Suresi, Ayet: 3) diyerek Ehl-i Sünnet vel Cemaate (Sünni mezheplere) göz kırparken; “Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (Enam Suresi, Ayet: 38), “Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki, bu apaçık bir kitapta da olmasın.” (Neml Suresi, Ayet:75), “Rabbin asla unutkan değildir.” (Meryem Suresi, Ayet: 64) ayetleriyle de mezhepsizlere/mealcilere göz kırpar…
İnançlı insanlar, on dört asırdır Kuran’ın hiç bozulmadan bu güne geldiğini zanneder. Ki zaten, “Kuran’ı biz indirdik ve onu kıyamete kadar koruyacak olan da biziz.” ( Hicr suresi, Ayet: 9) ayetinde olduğu gibi Tanrı, Kuran’ı bizzat kendisinin koruyacağına da söz vermişti. Ama gelin görün ki, bu kocaman bir yalandır. “Ama nasıl olur?” demeyin, oluyor işte.
Recm ayeti denen ve İslam’daki, “zina eden evli erkek ve kadınların taşlanarak öldürülmesi” anlamındaki recm cezasına referans olarak gösterilen ayet Kuran’da yoktur.
Koskoca recm ayetinin Kuran’da yer almaması; tefsir kitaplarında çok komik ve insan aklıyla dalga geçen bir gerekçeye dayandırılır.
Ebu Bekir halifeliği sırasında, hafızların savaşlarda şehit düşmesini gerekçe göstererek, “derilere, taşlara ve ağaçlara yazılmış dağınık haldeki ayetlerin tek bir kitap halinde toplanması” talimatını verir. Ardından bir komisyon oluşturulur. Herkesin yanındaki ayeti iki şahit göstererek komisyona teslim etmesi istenir.
Buraya kadar herşey normal.
Hazreti Ömer de yanındaki recm ayetini komisyona teslim etmek için getirir ama tesadüfe bakın ki, koskoca ayete iki şahit bulamaz. Dolayısıyla recm ayeti de Kuran’a konmaz!
Şimdi biz buna nasıl iman edelim? Hani, siyer kitaplarında ballandıra ballandıra Muhammed’in bu ayeti bir kadına uyguladığı ve kadının sosyal statüsü dolayısıyla bazı feodal beylerin devreye girerek Muhammed’den kadını affetmesini istedikleri; Muhammed’in de “Bunu yapan kızım Fatıma bile olsa sonuç değişmezdi!” diyerek resti çektiği yazıyordu! İşte o ayetten söz ediyoruz.
İlginçtir aynı hikâye Hazreti İsa için de anlatılır. Bir gün Hazreti İsa’ya zina suçu işlemiş bir kadın getirirler. “Musa böyle kadınların taşlanmasını buyururdu, sen ne dersin?” derler. Hazreti İsa oralı olmaz, fakat ısrar ederler. Bunun üzerine hazreti İsa, Yuhanna İncili 8. Bölüm 7. Ayette geçen o ünlü sözünü söyler.

“İçinizden en günahsız olan ilk taşı atsın!” (İsa, Yuhanna 8/7)

Anlatılan iki olay da birbirine çok benziyor. Ortada bir karışıklık olduğu kesin. Yine recm cezası gibi erkek çocukların sünnet edilmesi de Yahudilerden geçmiş bir gelenek.
İşin doğrusu; İsa’nın da dediği gibi, hiç birimiz masum değiliz. Cinsel devrimini tamamlamamış toplumlarda elbette ki, aldatma ya da cinsel sapma türünden gayr-i meşru ilişkiler olur. Bunun suçlusu da en başta, o toplumun baskıcı gelenekleridir. Tıpkı kapalı Müslüman toplumlarda yaygın olan eşcinsellik, subyancılık ve ensest ilişkilerde tek suçlunun “suçlu” olmadığı gerçeğinde olduğu gibi.
İslamdaki çelişkiler; mantık ve kurgu hataları, Kuran’la sınırlı değildir. Edile-i şeriyye denen; Kuran, sünnet (hadis), icma-i ümmet, kıyas-ı fukaha gibi İslam’ın dört temel bilgi kaynaklarının diğerlerinde de benzer çelişkilere rastlamak mümkün.
Örneğin Muhammed’in daha dünyadayken cennetle müjdelediği aşere-i mübeşşere denen on sahabe arasından Zübeyr bin Avvam ve Talha bin Ubeydullah, Cemel Vakası (656)’nda Hazreti Ali’ye kılıç çekmişler ve ikisi de öldürülmüşlerdir. Bu durum Buhari ve Müslim’de geçen ve Muhammed’den nakledildiği söylenen aşağıdaki hadisle çelişir.

“İki Müslüman birbirine kılıç çektiği zaman, öldüren de, ölen de cehennemliktir.” (Muhammed)

Biz, “yobazların bidat sayarak karşı çıkmaları sonucu matbaanın Osmanlı’ya geç girmesi ve bunun sonucu olarak ilim ve fende geri kalışımız” gibi Kuran dışındaki çelişkileri başka arştırmacılara bırakıp tekrar konumuza geri dönelim.
Bütün bu anlatılanlardan sonra tekrar başa dönecek olursak, “Kuran’ın kıyamete kadar bizzat Tanrı tarafından korunması” ve “kendi içinde çelişmemesi” gibi konularda (haşa) Tanrı’nın sözünde durmadığı gibi bir sonucuna ulaşırız ki, bu da bizi doğal olarak, Kuran’ın Tanrı kelamı olmadığı sonucuna götürür.
Kuran’da buna benzer Tanrı’ya atfedilemeyecek birçok mantık hatasına rastlamak mümkün. 
Günümüzde 19 mucizesini keşfeden Edip Yüksel ekolünden gelen bazı İslamcı yazarlar, zorlamalı tevillerle (yorumlarla) bazı ayetleri lastik gibi uzatıp çarpıtarak, Kuran’ın içinde bilimsel keşif arıyorlar. Tabi ki bu derin araştırma faaliyetleri, daha çok keşfin kendisi bilimsel olarak yapıldıktan sonra (!) gerçekleşiyor. 
Aslında her şeyi Kuran’da arama düşüncesinin fitilini yine Kuran’ın kendisi (aslında Muhammed) ateşliyor.

“Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.” (Enam Suresi, Ayet: 38)

Çok yerinde bir tespit (!) Kuran’da Arap ırkçılığı da unutulmamış ve Kuran’ın Arapça olduğunun altı kalın çizgilerle çizilmiştir.

“Kuran’ı Arapça olarak indirdik.” (Şura Suresi, Ayet: 7)

Her şeyi Kuran’da arama düşüncesi, İmam Gazali sonrası İslam toplumlarında hızla artmış ve Müslümanların geri kalmalarının bir numaralı sebebi olarak gösterilen, medreselerden fen derslerini çıkaramaya, kadar gitmiştir.
Kuran’dan negatif anlamlar çıkarmak, medreselerden fen derslerini çıkarmakla sınırlı değil. Cifir ve ebced hesabıyla, “kıyametin ne zaman kopacağı” türünden kehanetler için de yine uzun yıllar Kuran kullanılmıştır. “Ömer Çelakıl” gibi bu geleneğin kimi temsilcilerini hâlâ televizyon kanallarında görmek mümkün.
Anlaşılan Kuran, daha uzun süre kimi insanlar için istismar/geçim kapısı olmaya devam edecek.
Tersine, Harun Yahya (Adnan Oktar) gibi kimi İslamcı yazarlar da Kuran’ı, “tatlı su ve tuzlu suyun karışmaması” ve “embriyonun rahimdeki evreleri”nden bahseden (bağlamından koparılmış) ayetler örnek gösterilerek, fen bilgisi kitabı gibi göstermeye çalışıyorlar. Halbuki; “yoğunlukları farklı olan tatlı su ve tuzlu suyun birbirine karışmaması” ve “embriyonun ana rahmindeki evreleri” gibi konular Kuran inmeden önce de biliniyordu. Bunları Kuran keşfetti, demek doğru değildir. Biz de İslamcı araştırmacılarımıza bir tez konusu vererek katkıda bulunalım: Kuran, Dünya’nın düz olduğunu söylüyor.

“Yeri uzatıp yaydık.” (Hicr Suresi, Ayet: 19)
     
Aslında, “mirastan kadınlara yarım hisse verin, yaramazlık yaparlarsa dövün” diyen bir Kuran’ın içinde bilimsel keşif aramak beyhude bir çabadan başka bir şey değil...

“Allah size, çocuklarınızdan erkeğe, kadının payının iki katını vermenizi emreder.” (Nisa Suresi, Ayet: 11)
 
“Başkaldırmasından endişe ettiğiniz kadınlara öğüt verin, yataklarınızı ayırın ve bunlarla yola gelmezlerse dövün.” (Nisa Suresi, Ayet: 34)
        
           
Mantıkta çelişkinin doğruluk değeri sıfırdır. p bir önerme, p' de onun değili olmak üzere, p ^ p' = 0 dır.
 


Artık şu çıkarsamayı yapabiliriz: Kuran, Tanrı kelamı/sözü değil, Muhammed’in sözleridir.

Osman Akyol

Bu makale, Osman Akyol’un İlahi Adalet Komünizm kitabından alınmıştır. Ayrıntılı bilgi için bakınız: Osman Akyol, İlahi Adalet Komünizm, Kurgu Kültür Merkezi Yayınları, Ankara 2012
 

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum